Kemal Sayar’ın Kültürel Süreklilik Eleştirisi’ne Bir Cevap

12193441551079

Aşina olanlar vardır; Kemal Sayar günümüzün en tanınmış psikiyatrist ve yazarlarından biridir. Kitaplarının birçok kişiye ilham olduğu söylenir, bunun yanı sıra Türkiye için önemli bazı terapi programlarını da yönetmiş doktorlardan biridir.

Kendisi “Yavaşla” ve “Şimdi Şehir için Kalp Zamanı” kitaplarında, bugünün neslinin çok kendi başına kalmış olmasını eleştiriyor. Kişilerin tarihlerinin, dolayısıyla istek ve hedeflerinin de kendileri ile başlayıp kendileri ile bittiğini öne sürüyor. Bu narsistliğin kişilerin hayatında varoluşsal krizlere sebebiyet verdiğini söylüyor. Ayrıca kültürsüz kalan gençlerin, kapitalizm kültürüne adapte olduğunu ve bunun da hem Batı’da hem de Doğu’da psikolojik hastalıkları tırmandırdığını düşünüyor.

Haklı. Gerçekten de bu ülkede sürekli ve yapıcı bir kültürümüz yok. Karma ve kesintili, özünde birbirinden farklılıklar arz eden, kendi içinde çatışan birkaç sentetik kültürden bahsedebiliriz bugün. Bu durum kişilerin köklülük algılarını tahrip ediyor. Köklülük önemli bir insani taleptir. Özellikle sorunlar baş gösterdiğinde. Aile geçmişinde dahi, sorunlara karşı kazanılmış zaferler varsa, kişi içinden çıktığı ailenin tarihini dikkate alacak ve sorununu daha çözülebilir görecektir.

Her kadının doğumdan korkması gibi örneğin. Kadın korksa da içinde bir doğallık barındırır. Çünkü binlerce yıldır kadınlar böyle doğurmaktadırlar, dolayısıyla kadın bilir ki her anne korkmuş, hemen her anne başarmıştır. Eğer şimdiye kadar kimse doğum yapmamış olsaydı ve ilk kez bir kadın doğum sancısı çekseydi duyumsayacağı dehşeti düşünün. Hem belirsizlik, hem acı. Tüm bunlardan doğan güvensizlik ve korku.

Aynı bu örnekte olduğu gibi, insanlar da hem bireysel hem toplumsal yaşantılarında, kriz anlarında tarihlerinden, tarihle oluşmuş kültürlerinden beslenirler. Geçmişte de böyle bir sorunun yaşanmış olduğunu bilmek, yaşayan ve hayatta kalanların ağzından ” her şey düzelecek” tümcesini duymak, kendi hayatını ilk kez deneyimlemekte olan insana geçmiş atalarının bugüne getirdiği bilgeliği aktarır. Bilmek insanı güçlü kılar. Bu süreklilik hayatın olumsuzluklarına karşı sağlanabildiği sürece yeni insan geçmişi ile bağını koparmaz, onu muhafaza eder. Oradan beslenmekte, onunla önünü görmekte, onunla bütünleşmektedir çünkü.

Türkiye’de bu süreklilik birçok defa siyasi sebeplerle kırıldı. Bir biçimde yamalar yapıldı. Fakat en büyük kopma Y Kuşağı ile yaşandı. Çünkü bu neslin sorunları daha öncekilere benzemiyordu.

Bu neslin balon problemleri çoktu bir kere,  hayatları balon problemlerce sekteye uğruyordu. Devam etmeden önce “balon problem” ile kastımızı açıklayalım.

Biz küçükken büyüklerimizden gördüğümüz ve anlatılan hayat birkaç etaptan ibaretti. Ara etapları saymazsanız level atlatan görevler belliydi. Eğitim, iş, aile kurma, arkadaş edinme, sağlığa dikkat. Hepsi için formüller de mevcuttu. Eğitim: ders çalış, iş: eğitim al, aile kurma: ne kadar iyi iş ve eğitim o kadar kaliteli eş ve aile, çevre: ne kadar kaliteli iş, eğitim, aile o kadar iyi çevre. İstisnalar hariç, hastalık insana büyüyünce gelen bir şeydi örneğin. Bunalımlar çok büyük travmalar sonrası gelirdi, çok büyük travmalar, büyüklerin deneyimlediği bir durumdu. Çocukluğun, ergenliğin, olgunluğun tanımları belliydi ve biz de aynı formülde bir hayat yaşayacağımızı düşünüyorduk.

Lakin öyle olmadı.

Çünkü daha ilkokula giden çocuklar sağlık problemleri çekmeye başladılar mesela. Bu hesapta olmayan, olacağına dair haber verilmeyen bir durumdu. Hatırlıyorum, çok ilgili bir ailem olmasına rağmen benim onları midemde bir sorun olduğuna ikna etmem bayağı vaktimi almıştı. İhtimal vermiyorlardı 15 yaşında bir çocuğun midesinde sorun olabileceğine. Sonuçlar gelene kadar. Gastrit başlangıcım vardı ve doktorun teşhisi bunun çoğunlukla stres kaynaklı olduğuydu.

Akıl alır şey değil! 15 yaşında bir çocuğun midesini bozacak kadar ne stresi olabilirdi ki?

Bu böyle devam etti. Şehrin hızlı ve olumsuz dönüşümü, iş koşullarının bozulması, bir önceki nesilde olmayan ve gençlerin hayatını karartan eğilimler, psikolojik rahatsızlıklar peydah oldu. Geçenlerde okuduğum bir makaleye göre Y Kuşağı 20’li yaşlarının ortası ile birlikte artık eve kapanıyormuş. Alkol tüketimi, sosyalleşme, aktivitede bulunma bu yaşlar ile ciddi düşüşe geçiyormuş ve bu nesil huzuru evde, dizi karşısında sızmada buluyormuş. Oysa bir önceki nesle göre bu yaşam biçimi, emeklilere yakışıyordu.

Velhasılı bu yeni neslin payına, şapkadan çok fazla yolda balon yapmış sorun çıktı ve hemen hemen kimse de bu sorunlarla nasıl başa çıkılacağını bilemedi. Eğitim düzeyi hasbelkader iyi olan aileler çocuklarının profesyonel yardım almasını sağladılar, fakat toplumun çok ciddi bir çoğunluğu için bu imkan oluşturulmadı. Dolayısıyla gençler ile anne-babaları arasında bir güvensizlik oluştu. Çocuklarının sorunlarına toplum “ben senin yaşındayken üç çocuk yapmıştım”, “az sokakta tur at geçer”, “bu yaşta depresyon mu olurmuş” gibi anlayışsız ve çözümsüz cevaplar vermekten öteye kendini taşıyamadı. Sonuç olarak Y Kuşağında kendisini doğuran topluma karşı oluşan bu güvensizlik, nesiller arası kopuşa sebebiyet verdi. Aslında uzun tarihimizde bugün yaşadığımız problemlere de cevap olacak kültürel miras mevcut. Ama bu miras insanlara, politik sebepler dolayısıyla sunulmadı ve anlatılmadı. Dış dünyada savaş kazanmış atalarımızı biliyoruz, fakat kendi ile giriştiği savaşı kazanmış dervişlerimizin, bilgelerimizin öğretilerinden bihaberiz. Bunun geldiğini görmek bir önceki kuşağın işiydi, bayrağı teslim etmek, uygun biçimde teslim etmek onların göreviydi, bunu yapamadılar.

Yani evet, bugün doğan bireyler, kendi tarihleriyle, kendi tarihlerinden itibaren başlıyorlar hayata, çünkü anlatılan tarih bugünkü buhranlarına bir çözüm önermiyor, masal mesabesinde kalıyor. Rumeli’yi ele geçiren padişahların kahramanlıklarının bize bugün bir hayrı yok, neticede Yunanistan’ı kuşatmak değil sorunumuz. Binlerce kilometre göçen Türklerin de hikayesinden bir yardım çıkmıyor, çünkü bugünkü neslin derdi nasıl ev kredisi ödeyeceğini çözmek. Milli Mücadele’de ortaya konan fedakarlık mükemmel, ama bugün sistem çok daha kuvvetli ve hayatımızın içinde dolayısıyla sisteme silahli-siyasi direnişten ziyade içinden nasıl “sağ çıkarız”ı bulmaya çalışıyoruz. Sorunumuz sistemin yarattığı sorunlar yüzünden ertelenen hayatımız ve cevabı kesinlikle ” bu da geçer” değil. “Kısmet, nasip” hiç değil.

Ne zamanki evvel nesil, bugünün çocuklarının buhranını ciddiye alarak onun hayatına uygun bilgeliği kendi geçmişinden doğurur ya da yeni nesil onların yapamadığını yapacak gücü içinde bulur, o zaman kültürel devamlılık, köklülük tekrar sağlanabilir. O güne dek ana-ata ile evlat arasındaki uçurum büyümeye devam edecek gibi gözüküyor.

Reklamlar

4 thoughts on “Kemal Sayar’ın Kültürel Süreklilik Eleştirisi’ne Bir Cevap

Add yours

  1. ben de Y kuşağıyım sanırım gücü dışarda aramayı bırakıp artık kendimizden başka çaremiz olmadığını görünce 2. yolu seçtim.okumaktan zevk aldım ellerinize sağlık…

    Beğen

  2. Bu konuda Kemal Sayar’a katılmıyorum. 1980 lere kadar iyi kötü bir kültürel sürekliliğin olduğu kanaatindeyim. Kanıtım Yeşilçam 🙂 Ertem Eğilmez’in ve bir kaç iyi yönetmenin yaptıkları aile filimlerine, rahmetli Kemal Sunal’ın filimlerine bakalım. Hepsinde hakim olan değer toplumsal dayanışma. Kemal Sayar kültürü yüksek kültür olarak alıyor, ama kültürün bir de antroplojik boyutu var. Antropoloji kitapları her insanın bir kültürü olduğunu, kültürsüz insan olamayacağını, kültürün işlevinin toplumsal uyum/ bir arada yaşam olduğunu söyler. Kemal Sayar belki mesleki bakışı dolayısıyla mutlu insanlar ya da daha mütevazi bir hedefle psikolojik sorunu olmayan insanların dünyasını hayal ediyor. Burada sağlıklı benlik inşasını atlıyor, neyse uzattım 🙂

    Beğen

    1. Kesinlikle katılıyorum, ben daha ileri götürerek 90’lara kadar kültürel sürekliliğin mevcut olduğunu iddia edebilirim. Bence hız olgusunun ani artışı ile şekillenen nesilden sonra – yani y kuşağının ortası gibi- kopukluk başlıyor ki o kopukluk bugün 1995-2000 doğumlu nesil arasında bile mevcut. Murat Menteş’in bu konuda kendi çocuklarından örnek verdiği çok güzel bir konuşması var 2013 yılına ait. Est. uzatınız efenim (=

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: