Kimse Excalibur Değil: İlişkileri Hedef Olarak Görmenin Zararları Üzerine

Bugün biraz hedef kavramından bahsedelim. Hedefler bizim amaçladığımız soyut değerlere ulaşmak için belirlediğimiz somut mihenk taşlarıdır. Örneğin, para değerine - evet maalesef günümüzde para da bir değer ve bu bir gerçek- ulaşabilmek için, onu somut bir hale sokmamız gerekir. Ne kadar para? Ne için para? Ne zamana kadar o para? Bu gibi sorularla paranın tespiti... Continue Reading →

“Kendini Sevmeyen Başkasını Sevemez” Sözünün Anlamı Üzerine

Hemen her yerde gördüğümüz, fikren katıldığımız ama pratikte ne demek olduğunu bilmediğimiz, hemen her  mecranın da soyut ifadelerle izah etmeye çalıştığı bir laf. Pratik dökümünü bilmediğimiz çoğu şey gibi bu lafın da, iç ifadesini idrak edemiyoruz. Bir türlü içimize, hücrelerimize manası dolmayınca, hayatımızda uygulamak da pek mümkün olmuyor haliyle. Evet, doğru. Kendisini sevemeyen başkasını da... Continue Reading →

Aşık Olduğumuzda Tüm İnsanlığa Haykırdığımız O Tek Soru ve Aldığımız Cevaplar Üzerine

Hepimiz hiç değilse bir kez aşık olduk. Yine hepimiz aşıkken, daha sonra dönüp baktığımızda "ben nasıl bu hale geldim" dedirtecek şeyler yaptık. Konumuz bu davranışların iyiliği kötülüğü değil, özümüzle uyumsuzluğu. Örneğin aslında akılcı bir insanken, aşık olduğumuzda aklımız gölgelenmedi sadece, duygularını yoğun ve fevri yaşayan insanlara dönüştük. Ya da gündelik hayatında oldukça uyumlu, hatta diplomatik... Continue Reading →

Yüzünüzden Maskeleri Üstünüzden Kostümleri Atın!

Nedenini bir kenara bırakırsak, bu yazıda işlenemeyecek kadar çeşitli bilimsel veya teolojik sebepler öne sürülmekte çünkü, hepimiz belli bir karakterle geliriz dünyaya. Hepimizin zayıf noktaları ve güçlü yanları farklıdır. İnsanı inceleyen her alan bu farklılıkları belli özellikler doğrultusunda gruplandırmıştır. Jung'ın arketipleri, ya da Profesyonel koçluktaki Şemalar bu tip kategorizasyonlardır. Teknik açıklamalara girişmeyeceğim fakat komik bir... Continue Reading →

Yaşam Pınarımız Endişe ve Korkularımızı Döver

Mutlaka hayatınızda, bir veya birkaç kez şöyle bir şeyle karşılaşmışsınızdır: Anksiyete bozukluğu (panik atak) olan bir insan, fakat hayatına baktığınızda bu kadar travmatik sonuçlar doğuracak bir olay yok. Ya da, Çok travmatik bir hayat, ama herkes gibi biraz "kaçık" olmak dışında görünür hiçbir psikolojik problem yaşamayan bir insan. Nasıl oluyor da, bazı insanlar zorlu yaşamlarına... Continue Reading →

İhtiyaçlarımıza Göre Tasarladığımız Hayat Versus Hayallerimizdeki Hayat

Yaşamımızda karşılanmayı bekleyen ihtiyaçlarımız vardır, bir de yapmak istediklerimiz. Bu ikisi birbiriyle bağlantısız, hatta aksi istikametlerde gibi görülürler ve bu sebeple insanlar, ihtiyaçlarını gidermeyi seçer, adına "olgunluk" diyerek. İhtiyaçlarımızın adı kişiden kişiye değişse de, temelde güvenlik talebine dayanırlar. Güvende olmak, bildiğimiz sularda kalmak isteriz, o sular bize ne kadar acı verse de. Bildiğimiz sular, akışı... Continue Reading →

Kişisel Gelişim: Hangi Amaçla, Hangi Beklenti Uğuruna?

Hepimiz hayat sahnesinde bir oyuncu olmaya başladığımız yıllarda edindiğimiz tecrübeler sonucuna çok basit bir gerçeği idrak etmek durumunda kalıyoruz: fabrika ayarlarımız bu hayat için yetersiz. Hem insan ilişkilerinde, hem iş hayatında herkesin fiziksel görünüş- sağlık- mental yapı- verimlilik- üretkenlik gibi konularda "daha iyi" olmaya çalıştığı, internet ve büyük şehirlerle hayli kalabalıklaşmış yaşam platformunda mükemmel bir... Continue Reading →

Dip ile Zirve Arasında: Değişim Çelişkisi ve Batık Yatırımlar

Hepimiz yaşamışızdır bu anı. Başımızı ellerimiz arasına alır otururuz, işler ne ara bu noktaya geldi anlamaya çalışırız. Bu "işler" ilişkilerimiz, hedeflerimiz olabilir. Üzerinde durmakta olduğumuz platform, çevremizdeki insanlar ve bizim irili ufaklı yanlış kararlarımızla, hayat bir anda Arap saçına dönmüştür ve radikal çıkışlar şart olmuştur. Geçmişte bugün getirisi olmayan yollar için verdiğimiz emek ile alternatif... Continue Reading →

“Mükemmel Olmaya Çalışmaktansa Kıvamında Kendimiz Olmak” Üzerine

İnsanın gençlikten yetişkinliğe geçiş evresi, belki de en fazla zihinsel stresle boğuştuğu dönemdir.  Çocukken itkilerle, ergenlikte hormonlarla yönetiliriz neredeyse. Fakat yetişkinlik öyle değildir. Hepsi yine vardır bu evrede, ama sahneye yeni bir patron çıkar: akıl. Hemen her insan, gençliğinde bir takım hatalar yapar ve canı yanar. Bu acı, kişinin yalnızca kendi halinde deneyimlediği bir durum... Continue Reading →

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑