Dünyayı “Zayıflar” Değiştirir

İnsan, kendisinin önünde büzülüp kaldığı duvarların, başkaları tarafından un ufak edildiğini gördüğünde, o insanlarda kendisinde olmayan bir şey olduğu sanrısına kapılır. O "şey"in eksikliği sebebiyle de belki de asla bazı eşikleri geçemeyeceğini düşünerek mutsuz olur, öz güveni zedelenir. Öz güveni zedelenen, hem de böyle bir "bende olmayan bir şey yüzünden istediğim birçok şeyden mahrum kalıyorum"... Continue Reading →

Reklamlar

Yaşam Pınarımız Endişe ve Korkularımızı Döver

Mutlaka hayatınızda, bir veya birkaç kez şöyle bir şeyle karşılaşmışsınızdır: Anksiyete bozukluğu (panik atak) olan bir insan, fakat hayatına baktığınızda bu kadar travmatik sonuçlar doğuracak bir olay yok. Ya da, Çok travmatik bir hayat, ama herkes gibi biraz "kaçık" olmak dışında görünür hiçbir psikolojik problem yaşamayan bir insan. Nasıl oluyor da, bazı insanlar zorlu yaşamlarına... Continue Reading →

İçinde Patlayan Bir Güç Var:Ver ve Kurtul!

Hemen  herkes yaşamıştır: zaman zaman bir konu üzerine o kadar çok düşünür, o kadar çok eyleme geçeriz ki, zihnimiz patlayacak gibi hissederiz. Eylemlerin karmaşası içinde, çıkış noktamızı kaçırmışlığımız dahi olur. İçimizde güçlü bir irade hissederiz, fakat o irade ve iradeyi kullanma azmimize rağmen, elimizde uğraştığımız işte bir düzelme olmadığı gibi, çoğu zaman mevzuyu tabiri caizse... Continue Reading →

Her Halükarda Prensipsiz Türkiye: Devlet Gücünü Sahiden De Halktan Alıyor

Erich Fromm, Sevme Sanatı kitabında babanın rolünü "toplumsal kabul" olarak verir. Anne bizi, ne olursak olalım sevendir; baba ise bizi sevse de, ancak "doğru"yu yaptığımızda onaylayandır. Bu yönüyle bizde toplumu temsil eder Baba. Babalarımız ise genel itibariyle doğrularına takıntılı, bu doğruları tartışmaya açma entelektüelizminden uzak, bireysel hakları olası tehditler dolayısıyla bertaraf etmeye meyyaldir. Aynı devletimiz... Continue Reading →

Peki Kendini Nasıl Terk Edeceksin?

Her şeye duygusal baktığımız şu günlerde, olaylara mantık ve sağduyu ile yaklaşmaya elimden geldiğince devam ederek, "bu ülkeden gitmek" akımına değinmek istiyorum. Bizler çoğunlukla, siyasi görüşümüz fark etmeksizin barış dönemi insanlarıyız. Barış dönemi tanımlamasını bir birey olarak değil, bir araştırmacı olarak kullanıyorum ve terimle ifade etmek istediğim de şu: yaşamak için mamut öldürmediğimiz, topraklarımız ve besinlerimiz... Continue Reading →

Bugün Neyi Kazanmak ve Neyi Kaybetmek Üzereyiz?

Yaklaşık dokuz senedir İstanbul Üniversitesi öğrencisiyim. Yüksek lisansımı başka enstitüde yaparken dahi bu üniversite ile bağlarımı kesmedim. İstanbul Üniversitesi solcu yuvası derler ama aslında herkesin yuvasıdır. Bu haliyle insana an be an zıt duygular yaşatır. Biri yanınızdan geçerken "cehennemde yanacaksın" diye fısıldayabilir, bir başkası size bildiri verirken ekstra gülümseyebilir; tam tersi de olabilir. Sürekli bir... Continue Reading →

Kemal Sayar’ın Kültürel Süreklilik Eleştirisi’ne Bir Cevap

Aşina olanlar vardır; Kemal Sayar günümüzün en tanınmış psikiyatrist ve yazarlarından biridir. Kitaplarının birçok kişiye ilham olduğu söylenir, bunun yanı sıra Türkiye için önemli bazı terapi programlarını da yönetmiş doktorlardan biridir. Kendisi "Yavaşla" ve "Şimdi Şehir için Kalp Zamanı" kitaplarında, bugünün neslinin çok kendi başına kalmış olmasını eleştiriyor. Kişilerin tarihlerinin, dolayısıyla istek ve hedeflerinin de kendileri... Continue Reading →

Birlik ve Beraberlik İçin Öneriler

Temel bilgilerle başlayalım, insanın üç içgüdüsü vardır. Bunlar hayatta kalma, beslenme ve cinsel dürtülerdir. Bu güdülerden en önemlisi hayatta kalmadır, çünkü hayatta kalamazsak, diğer güdülerin tatmini ve bu güdüler üstüne kurulan kapsamlı hayatı elde etme olanağımız kalmaz. Dolayısıyla insan en temelde hayatta kalmaya odaklı bir canlıdır. Burada anahtar kelime “canlı”. İnsan sandığının aksine kendisi hayatta... Continue Reading →

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑